Posted by: burcusezer on: Ekim 9, 2008



Gucci 2009 İlkbahar-Yaz sezon fotoğrafları için tıklayabilirsin
Posted by: burcusezer on: Ekim 9, 2008
“Birbirinden güzel kadınlarla birlikte olan çirkin erkeklerin sırrı sonunda çözüldü.
ABD’deki Tennessee Üniversitesi uzmanlarının 82 çiftin evliliğini bes yıl boyunca izleyerek yaptığı araştırmaya göre, eşi kendisinden çirkin olan kadinlar kendilerini daha mutlu ve daha güvende hissediyor.
Araştırmaya göre, eşinden daha çekici olan bir erkegin ufak kaçamaklar yapma şansı daha fazla oluyor. Böyle bir şeyin ihtimali bile evlilikte kadının huzurunu ve mutluluğunu bozuyor. Ancak erkek kadından çirkinse, kadınına daha fazla sahip çıkıyor. Hal böyle olunca, kadınlar da eş olarak kendinden daha çirkin erkekleri seçiyor.”
Posted by: burcusezer on: Ekim 8, 2008
Arkadaşım Nuray bir kıyak yaptı ve Mudo Collection kataloğunu benimle paylaştı.
Posted by: burcusezer on: Ekim 8, 2008
Sabah sabah bir yazı okudum aklıma gelen tek şey bu oldu.Sibel Alaş’ın çok eskilerde kalmış sağlam şarkısı. Bu yazıyı sizinle gerekli izinleri alamadığım için paylaşabileceğimi sanmıyorum fakat güzeldi diyebilirim.
“Bir insan ancak gerçekten dine dayalı bir ülkeye gidene kadar dindardır. Daha sonra herşeyi masraflar, makineler ve asgari ücret olur. “
Aldous Huxley
Posted by: burcusezer on: Ekim 7, 2008

Okuma Sitesi kitap seçimi için uygun bir site
Görüldüğü gibi profilimi oluşturdum bile =)
Posted by: burcusezer on: Ekim 6, 2008

Bölüm I: İsa beni neşelendiriyor, bana göz kırpıyor ve aklımı karıştırıyor. Günaha girmek istiyorum. (1905-1922 İstanbul)
Babamın ikinci karısı Meveddet Hanım’ın Ertuğrul adında bir erkek evlat dünyaya getirmesi, şehzade olma hayallerimi temelinden yıkmıştı. Bu makam için hırsla yaptığım entelektüel ve fiziksel hazırlıkların altını boşaltmıştı. Cumaları hariç her gün altı saat, Arapça, Fransızca, tarih, din, edebiyat ve müzik dersleri alıyordum.
Bölüm II: Ateist beni boşluğa itiyor, bana tepeden bakıyor ve moralimi bozuyor. Ölmek istiyorum.(1922-1926 İstanbul)
Gazete manşetleri Meclis’in halifeliği kaldırma kararını ilan etmekteydi. Çok dindar bir Müslüman ailesinin çocuğu olan Doğan, Süleymaniye Camii imamının o akşamki vaazında neler söyleyeceğini pek merak ediyordu. Hep beraber kalktık gittik. Hemen karşısında yaşamama rağmen, hakkında çok şey işittiğim ve okuduğum bu yeri hiç ziyaret etmemiştim. Annemin takma adına ilham kaynağı olan Roxelane burada yatıyordu, kocası Sultan Süleyman da öyle. Şimdi dev gibi incir ve dut ağaçlarının ardında kalan mozolelerine şöyle bir göz gezdirdim. Onlar gerçekten yaşamışlar mıydı?
Bölüm III: Musa beni sindiriyor, gözlerini gözlerime dikiyor ve içime endişe salıyor. İsyan etmek istiyorum. (1926-1941 Paris)
Villa Manolya’ya yaklaştıkça ortamın dinginliği yerini tam bir curcunaya bıraktı. Evin önünde çoğu İtalyanlardan oluşan büyük bir kalabalık toplanmıştı. Çığlık çığlığa bağırışıyorlar, bahçe kapısını kırarcasına sarsalayıp duruyorlardı. Buruşuk kâtip, İtalyanların dediklerini tercüme etti. Kalabalığın hiddetlenme sebebi, padişahın aldığı mal ve hizmetler karşılığında kendilerine altı ayı aşkın bir süredir ödeme yapmamış olmasıydı. Onlar da zararları hakkıyla telafi edilene kadar padişahın tabutunun evden çıkarılmasına izin vermeyeceklerdi.
Vahideddin’in halka altınlar saçtığı günleri hatırladım. Şimdiyse, şanlı imparatorluğun son sultanına yaraşır bir cenaze töreni bile çok görülüyordu.
Bölüm IV: Muhammed beni tehdit ediyor, bana parmağını sallıyor ve beni kızdırıyor. Savaşmak istiyorum. (1941-1945 İstanbul)
Tren Sirkeci istasyonuna girerken uyandım ve hemen perona atladım. On beş sene sonra yeniden İstanbul’daydım. Güneş doğmak üzereydi. Eski Karai bölgesindeki Yeni Camii’nin minarelerinden okunan ezan Galata meydanına yayılıyor, insanları sabah namazına çağırıyordu. Bir coşku hissettim yüreğimde. Sonra derin bir hayal kırıklığı sardı içimi. Müezzinler “Allahu ekber”le başlayan geleneksel çağrıyı değil, ezanın kadanslarını ve anlamını tamamen düzleştirerek, Türkçe çevirisini okuyorlardı: “Tanrı uludur.”
Bir balıkçı teknesinden balık-ekmek aldım. Bayattı, ama içinde yuvaya dönüş lezzeti vardı.
Bölüm V: Tanrı bana inanıyor. Sevmek istiyorum. (1945-1947 Kudüs)
Birden sertçe durup bana döndü. “Bak Sıddık,” dedi. “Bir yılı aşkın süredir buradasın ve ne bir kadınla, ne de bir oğlanla yattın. Hiçbir erkek senin gibi yaşayamaz. Kalbe oruç tutturmak sağlığa iyi gelmez. Doktor sensin, ama benden söylemesi, bütün o baş ağrıları, kusmalar, insanlara çarpmalar, ayak bileklerindeki yaralar filan, hepsi de ‘hayat suyu’nu biriktirmenden kaynaklanıyor.
“Bir kurtarıcı, bir Mesih, bir Mehdi mi bekliyorsun güzel kardeşim? Ne bekliyorsun? Sonsuz gelecek mi? Sonsuz şimdiye ne dersin? Hayat birbirini izleyen ‘şimdiler’den ibarettir…”
Posted by: burcusezer on: Ekim 2, 2008